Eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş'ın tutukluluk durumuna ilişkin başkent kulislerinde yeni gelişmeler yaşanıyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) kesinleşen kararlarının ardından gözler olası bir tahliye ihtimaline çevrildi. Bir gazetecinin televizyon ekranlarında yaptığı açıklamada, iktidar kulislerinde Demirtaş'ın tahliyesi için sonbahar aylarının işaret edildiği aktarıldı. Edinilen bilgilere göre bu iddialar, Ankara'da siyasi denklemlerin yeniden hesaplanmasına yol açıyor.
Tahliye İddiası ve Olası Siyasi Sonuçları
Canlı yayında aktarılan kulis bilgisine göre, 'Demirtaş'ın tahliye olmasının ardından DEM Parti yönetimine dahil olursa süreç başka bir yere evrilir mi?' sorusu, başkentteki karar alıcı mekanizmalar ve siyasi aktörler arasında en çok konuşulan başlıklardan biri haline geldi. Bu tartışma, yalnızca bir hukuki süreç olmaktan çıkıp, ana muhalefet ve Kürt siyasi hareketi arasındaki ilişkilerin geleceğine dair bir göstergeye dönüşmüş durumda.
Türkiye'de uzun süredir tartışılan ve 'çözüm süreci' olarak anılan kapsamlı bir siyasi diyalog gündemi, bu tür gelişmelerin önemini artırıyor. Tahliye ihtimaline ilişkin iddialar, henüz resmi bir karara dayanmasa da, siyasi aktörlerin pozisyonlarını yeniden değerlendirmesine neden oluyor.
AİHM Kararları ve Hukuki Süreç
Demirtaş'ın durumu, son günlerde muhalefet kanadından yapılan açıklamalarla da siyasetin sıcak gündem maddelerinden biri haline gelmişti. AİHM, Demirtaş hakkında açılan ana davaya ilişkin nihai kararını 22 Aralık 2020'de vererek derhal serbest bırakılması gerektiğine hükmetmişti. Mahkeme, hukuki sürecin devamında Demirtaş'ın Kobani davası kapsamındaki tutukluluğuna ilişkin 8 Temmuz 2025'te de hak ihlali kararı vermişti.
Türkiye'nin bu karara yaptığı itirazın reddedilmesiyle birlikte söz konusu ihlal kararı Kasım 2025'te kesinleşti. AİHM kararları, Avrupa Konseyi üyesi ülkeler için bağlayıcı niteliktedir ve kararların uygulanması, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından takip edilmektedir. Bu nedenle kesinleşen bir ihlal kararı, Türkiye'nin uluslararası yükümlülükleri açısından da yakından izlenen bir konu konumunda bulunuyor.
Siyasi kulislerdeki bu hareketliliğin arka planında, uluslararası hukuktaki kritik kararlar ile iç siyasetteki diyalog arayışlarının kesişmesi yatıyor. Önümüzdeki dönemde gündeme gelmesi beklenen hukuki adımların, hem Demirtaş'ın kişisel durumunu hem de Türkiye siyasetinin genel seyrini etkileyebileceği değerlendiriliyor.
